Yazı Detayı
25 Temmuz 2020 - Cumartesi 12:57 Bu yazı 186 kez okundu
 
YARGI MAKİNELERİ
Miraç Uzundal
 
 

Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz sobe değil artık. Tersine işleyen bir saat gibi her geçen gün daha geriye giderken insanlık, dört tarafımız kendisini yargıç olarak addedenlerle çevrili. Bizimse bütün bu medeniyetten uzaklaşma yolcuğunda yüreğimiz adeta bir yangın yeri… Her geçen gün yeni bir can gidiyor, yeniden canımız yakılıyor. Parça parça ölüyoruz, parçalara ayrılarak öldürülüyoruz!

 

Solan her nefes, duran her kalp, biten her yaşam vicdanımızdan ve insanlığımızdan bir parça daha götürmüyormuş gibi yaşamaya devam etmeye çalışıyoruz. Ama bunu kimimiz içinde ki adalet terazisini kaybetmeden yapabiliyorken kimisi de merhamet duygusunu hatırlamıyor bile. Öldürülen, katledilen, istismar edilen bir can, bir hayat değilmiş gibi sorular soruyoruz umarsızca.

 

 

“Neden oradaymış?”

 

“Şu üstündekine bak!”

 

“O da öyle gülmeseymiş.”

 

 “Evli adamla mı görüşmüş?”

 

 “Ailesi de sahip çıksaymış.”

 

 “Aranmış ama o da!”

 

“O saatte dışarıda ne işi varmış?”

 

“Kimse durduk yere birini öldürmez.”

 

“Hak etmiştir kesin.”

 

“Umut vermese adam peşinden gitmezdi.”

 

 

Gibi gibi gibi… Nice talihsiz cümleler, sorular. Yaşananların anlamından uzakta bu kadar sığ bir yerde kalmayı nasıl başarabildiğini asla anlayamadığımız bir kesim var hayatımızda maalesef.  Bu tarz insanlar gündelik hayatlarında da bilir kişi olmaya o kadar hevesli ancak donanım, mantalite ve içsellikten de o kadar uzaklar ki.

 

Bir can gitmiş, bir hayat bitmiş, hayaller, umutlar, gülüşler solmuş, bir anne tükenmiş, bir kadın ölmüş. Pardon, öldürülmüş! Ama onların düşündüğü tek şey ölen kadının ahlakı, dini, dili, mezhebi.  Ve yargıladığı insanın artık dünyada var olmaması bile bunu engellemeye yetmiyor.  Yargı makineleri son sürat çalışmaya devam ediyor.

 

Oysa yapılması gereken şey o kadar net ki! Cezai yaptırımlar arttırılmalı, indirimler son bulmalı, yasalar kadınların haklarını güvence altına alabilecek şekilde revize edilmeli. Gün geçtikçe meşrulaştırılan bu vahşilikler için caydırıcı olacak ne yapılabilecekse oturulup o düşünülmeli. İnsanların nasıl yaşadığıyla değil, yaşayıp yaşayamadığıyla ilgilenilmeli! Ve en önemlisi artık daha da geç olmadan İstanbul Sözleşmesi aktif bir şekilde uygulanmaya başlanabilmeli.

 

İçerisinde bulunduğumuz yüz yılla tezat bir şekilde ikinci sınıf muamelesi görmeye başlayan kadınlara, hak ettikleri değerin verilebilmesi için toplumsal eğitim ve rehabilite yapılabilmeli. Yapılabilmeli ki her gün başka bir kadın daha, öfkeye, şiddete, hastalıklı duygulara kurban gitmesin.

 

Yasalarımızı düzeltmek, kadını ve var olma hakkını koruyabilmek, toplumumuzu eğitebilmek zorundayız. Çünkü aksi takdirde ya ölüyoruz, ya da gözünü bile kırpmadan kadın öldüren erkekler yetiştiriyoruz.  Bu gün cesedi bulunan bir kadına “oh olmuş” diyebilen her insan yarının katilinin mimarıdır.

 

Ahlak bekçiliği yapacağım, yargı dağıtacağım, ülkemin işleyişinde sıkıntılı olan hiçbir durum ilgili yorum yapmayacağım yapanını da ya vatanını sevmeyen ya da ahlaksız, namussuz ilan edeceğim diye çabaladığınız kadar bir vicdanınızın olduğunu hatırlamak için de çabalayın. Belki o zaman katiller yerine maktullerle empati yapmayı başarabilirsiniz. Belki…

 
Etiketler: YARGI, MAKİNELERİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı