301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Haber Detayı
28 Ocak 2019 - Pazartesi 13:18 Bu haber 2911 kez okundu
 
Utanç tablomuz gün geçtikçe büyüyor
TÜİK verilerine göre çocuk istismarında 2014 – 2016 yılları arasında artış gözlemlenirken, Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği (UCİM) Antalya Eğitim Koordinatörü Deniz Özel Erkan, “Her dört çocuktan biri istismar mağduru” dedi.
Röportaj Haberi
Utanç tablomuz gün geçtikçe büyüyor

Çocuk istismarı ile ilgili açıklanan TÜİK verileri iç karartmaya devam ediyor. 2014 – 2016 yılları arası işlenen çocuk istismarı suçlarının TÜİK verilerine yansımaları ise şu şekilde; “2014 yılında 74 bin 64 olan çocuk mağdur sayısı 2016 yılında 83 bin 552’ye yükseldi. Cinsel suç mağduru olan çocukların yüzdesi de 2014’ten 2016’ya yüzde 33’lük bir artış gösterdi. Ayrıca Türkiye’de 27 ilde bulunan 30 Çocuk İzlem Merkezi’ne Ocak 2011 - Mayıs 2016 tarihleri arasında 21 bin 68 başvuru olduğu, bu vakaların yüzde 85’inin kız, yüzde 15’inin erkek çocuklardan oluştuğu saptanmış durumda. 

Biz de Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği (UCİM) Antalya Eğitim Koordinatörü Deniz Özel Erkan ile çocuk istismarının sebepleri ve bu utancın önüne geçmek için yapılması gerekenler hakkında bir röportaj gerçekleştirdik. 

 

Açıklanan TÜİK verileri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?  

Cinsel istismar vakalarının artış oranını tek başına yorumlamak bizi yanılgıya düşürebilir. Her geçen gün halkın bilinçlenmesi ile anlık ve geriye dönük ihbarlardaki artış oranı cinsel istismar oranını yükselmiş gösterebilir. Bu orandaki gerçek artışı anlamamız için bildirim oranının zamana bağlı değişimini bilmemiz önem arz ediyor. Literatürde geçen bildirme oranı 15 olarak gözükse de yıllara göre bu oranın değişimini bilmediğimiz için Türkiye’de cinsel istismar vakası artıyor demek çok da doğru olmayacaktır. Ancak şunu söyleyebilirim ki bu oranlar buz dağını görünen yüzü. Cinsel istismar mağduru olup yaşadığını anlamlandıramayan, anlamını bilse de sesini çıkarmayan çocuklar, çocuğun istismara sesini çıkardığı fakat ailesi veya okulu tarafından üstü örtülen vakalar, dava açıp bir şekilde geri çekilmeye zorlanan çocuklar hiç de azımsanmayacak oranda. 

Kız çocuklarına nazaran erkek çocuklara yönelik cinsel istismar daha az rapor edilmekte ve bu sebeple hakkında daha az farkındalık oluşabilmektedir. Erkek çocukları daha çok aile dışında yabancı bir kişi tarafından cinsel istismara maruz kalırken; kız çocukları daha çok aile içindeki, örneğin ebeveyn, üvey baba, dede, amca, kuzen gibi bireyler tarafından cinsel istismara uğramaktadırlar. Türkiye’de kadınların yüzde 45’i, erkeklerin yüzde 10’unun çocukluklarında en az bir kez cinsel istismara maruz kaldığı söylenmekte. 

 

Çocuk istismarına sebep olan başlıca nedenlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?  

Bu konuyu dört boyutta inceleyebiliriz. Birincisi çocukla ilgili çoğunlukla aileyi ilgilendiren faktörler. Çocukların da tıpkı diğer canlılar gibi ilgi ve sevgi ihtiyacı vardır fakat bu ihtiyacın karşılanmasında kendi sınırlarını, iyi dokunuş/kötü dokunuşu bilmemesi bir neden olabilir. Çocuğun cinsellik konusunda doğal merakı ve bu merakı giderecek bilgilerin verilmeyişi, çocuğun saldırgan tarafından kolayca kullanılmasını sağlayabilir.  Çocuğun karşılaştığı istismar durumlarında kendisinin veya yakınlarının özgürlüğünü kaybedecek olmasını düşünmesi ve olayı gizleme eğilimi de yine sessiz kalıp boyun eğmesine neden olabilmektedir. Hem “baskıcı ve otoriter”, hem de “aşırı koruyucu ve müdahaleci” ebeveyn tutumları nedeniyle özgüven sahibi olmayan, kendisini ve duygularını tanımayan, ifade edemeyen,  her türlü durumu paylaşmasını sağlayacak güven ve iletişim ortamı sağlanmamış çocuklar da en büyük risk grubundadır. Araştırmalara göre istismarcıların içine kapanık, aile ilişkileri ve iletişim becerileri zayıf çocukları seçtiği, tehdit ve oyun ile çocuğu istismar ettiği ve ortaya çıkma ihtimalini düşünmeyerek istismarı tekrarladıkları ve başka çocuklara da istismarda bulunduklarını göstermektedir. 

İkincisi ailesel faktörler. Ebeveynin alkol ve madde kullanımı, özellikle annenin düşük eğitimi, aile içi şiddet, genç yaşta anne-baba olma, yetersiz doğum öncesi bakım, düşük sosyo-ekonomik durum gibi birçok risk faktörü bu grupta sayılabilir. 

Üçüncüsü toplumsal tutumlar. Toplumda çocuğa verilen değersizlik, şiddete hoşgörüyle bakılması, sevme biçimlerimizden de anlaşılabileceği gibi çocukların bedensel ve ruhsal alanına girme konusundaki özensizliğimiz gibi kültürel normlar önem az ediyor. 

Dördüncü olarak da hukuk sistemi tarafından caydırıcı cezaların yetersiz kalması istismarcı ve mağdur sayısının artışına neden olabilmektedir.  

 

Türkiye’nin çocuk istismarında dünyadaki yeri nedir?  

Dünya sağlık Örgütünün 2012 yılında yaptığı açıklamada, her yıl kız çocuklarının yüzde 20’sinin erkek çocuklarının ise yüzde 5- 10'unun cinsel istismara maruz kaldıkları ifade edilmiştir.  

Kıtalar bazında incelediğimizde en yüksek Çocuğun Cinsel İstismarı (Ç) oranı yüzde 34 ile Afrika’da, en az yüzde 9 ile Avrupa’dadır. Gelişmekte olan ülkelerde ÇCİ yüzde 17, gelişmiş ülkelerde yüzde 14 olarak belirtilmektedir.  

Kanıt düzeyi hakkında net bir fikrim olmamakla beraber ÇCİ’de Türkiye’nin 3. Sırada olduğu söylenmekte. 2015 yılında Türkiye’de işlenen suçların yüzde 46’sı çocuklara karşı işlenirken çocuğa şiddet ve cinsel istismar öne çıkıyor. Yine 2015 verilerine göre suç mağduru çocuk sayısı yılda 122 bini geçmekte. Bunların yüzde 10’u cinsel suçlar. Eğer kadınların yüzde 45’i, erkeklerin de yüzde 10’u çocukluklarında en az bir kez cinsel istismara maruz kalmış ise, basit bir matematik hesabıyla genel olarak yaklaşık her 4 çocuktan 1’inin cinsel istismar mağduru olabileceğini düşünebiliriz. Ülkemizde çoğu konuda olduğu gibi istismar konusunda da veri ve bilgi üretmede yetersizliğimiz net iddialar sunmamıza maalesef engel oluyor. Çocuk İzlem Merkezleri’nin artışı ile istismar verisinin kaydedilmesi daha düzenli hale gelecektir. 

 

Türkiye’de ve dünyada çocuk istismarının basına yansıması arasında farklılıklar var mıdır?  

Medyanın çocukları temsil etme biçimi, toplumun çocuğa ve çocukluğa karşı tutumunu şekillendirir. Bu nedenle medya çalışanları haberi yayınlarken ne tür sonuçlara yol açacaklarının bilincinde olmalıdırlar. Bu sebeple de medyanın etik kurallara riayet etmesi önemlidir. Haberin başlığı, yazım dili, haberin kaynağı, mağdurun ve istismarcının kişisel hak ve özgürlükleri dikkate alınmalıdır. Haberlerde koruyucu ve önleyici tedbirlere, uzmanların ve siyasilerin görüşlerine, mağdurun rehabilitasyon sürecine, sunulan sosyal hizmet müdahalelerine, görevli kurum ve kuruluşların yaptığı ve yapacağı çalışmalara yer verilmelidir.  

Dünyada yapılan çalışmalarda da ülkemize benzer şekilde gazetelerin çocukları olumsuz yansıttığı, mağdur ve suçlu çocuk imajını topluma geçirdiği, yargı kararlarını ciddi toplumsal tepkilere sebep olacak şekilde olumsuz başlıklarla verdiği, istismarcı bilgilerinin ve fotoğraflarının sıklıkla başvurduğu, dikkat çeken cinsel istismar vakalarının yargılama sürecini takip ederek 1.sayfadan düzenli haber yaptığı ancak aynı titiz çalışmayı mağdurun olay sonrası durumu, sunulması gereken rehabilitasyon gibi konularda göstermediği görülmüştür. 

Kitle iletişim araçlarını kullanırken çocukları güçsüz, umutsuz, korumasız gösterecek görsellere basınımızda hala sıkça görmekteyiz. İzlenimlerime göre dünya basınının en azından bu olumsuz algıyı oluşturmama konusunda biraz daha dikkatli olduğunu söyleyebilirim. 

 

Bu durumun önüne geçilmesi için nelerin yapılması gerekir?  

Medyada yer verilmesi planlanan haberlerin hazırlık aşamasında sosyolog, psikolog, çocuk gelişimci vb. meslek gruplarından görüş alınması ile toplumda oluşacak önyargı ve kalıplaşmış yargıların önüne geçilebilir. Ayrıca medya sahiplerine, haberin etik ilkeler ve toplumsal hassasiyetlere uyumlu olarak sunulması konusunda verilecek eğitimlerin yararlı olacağı düşünüyorum. 

 

Bu verilerin ileride hangi boyutlara ulaşacağını düşünüyorsunuz?  

İstismar vakaları için başvuru oranları, farkındalıktaki artıştan dolayı bir süre daha yükselme eğiliminde devam edeceği fakat bu konudaki bilgi düzeyi yüksek vatandaşların artması ile belirli bir noktada durağanlaşıp düşüşe geçebileceğini tahmin etmekteyim. Tabii ki bu farkındalık, toplumun en küçük yapı taşı olan aileden, topluma, idari yönetimlere ve medyaya kadar sirayet etmeli ki gerçek anlamda fark yaratan bir etki oluşabilsin. 

 

İstismara uğrayan çocuklar ileride ne gibi travmalarla karşılaşır ve bunu önlemek için nasıl bir yol izlenmelidir?   

Çocuklukta cinsel istismara uğramış olan kişilerde yaşamları boyunca psikiyatrik hastalık ortaya çıkma oranı erkeklerde yüzde 47 ve kadınlarda ise yüzde 56 olarak saptanmıştır. Bu sorunları detaylı incelediğimizde: Travma sonrası stres bozukluğuAnksiyete Bozukluğu, intihar ve intihar kastı olmaksızın kendine zarar verme davranışı, alkol veya madde kötüye kullanımı, kişilik bozuklukları:  Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Borderline Kişilik BozukluğuPsikoz: Psikotik semptomatoloji, bağlanma sorunları ve bozuklukları: romantik ilişkiler, ebeveyn ve çocuk ilişkileri ve akran ilişkilerinde daha düşük seviyede bağlanma güvenliği, öğrenme ve dikkat sorunları, yeme bozuklukları ve uyku problemleridir. 

Yapılan araştırmalara göre yılmazlık düzeyi yüksek çocuklar bu olumsuz deneyimlerden daha az etkilenmiş görünmektedir. Suçu dışarıya atfedebilme becerisi, yüksek öz-saygı, destekleyici sosyal çevreye sahip olmak, stabil ve destekleyen aile ortamına sahip olmak çocuğun yılmazlık düzeyini artırmaktadır.  

Travma sonrasında psikolojik ve psikiyatrik destekle çocuğun iyi olmasına destek olunabilmekte fakat çocuk bu seanslarda yine olayla yüzleşeceği için devam etmekte zorluk yaşayabilmektedir. Bu hassas dönemde aile desteği oldukça önemlidir. Aslında bu konuda yalnızca çocuğa odaklanmak yerine ebeveynin özellikle de annenin psikolojik durumunu dengelemeye çalışmak da elzemdir. Annenin manevi olarak tükendiği durumda çocuktan iyileşmesini beklemek çok da mantıklı görünmüyor. 

 

Ülkemizde kız çocukları kültürel yapıdan dolayı ailelerine kendilerini rahat bir şekilde ifade edememekte ve şiddete maruz kalmaktan korkmaktadırlar. Ailelere bu konular ile ilgili vermek istediğiniz mesajlar var mıdır?  

Kültürel yapı, kız çocuklarını nasıl değer olarak aşağı çekiyorsa, erkek çocuklarını da bir o kadar yukarı çıkarıyor ve o olması gerektiğinden daha imtiyazlı yetişen erkek çocuğu şiddete, cinsel veya cinsel olmayan saldırılara daha yatkın hale geliyor. Bu konuda uzmanlar tarafından önerilen; cinsiyet ayrımı yapmadan her çocuğa yaşına uygun şekilde beden, sınırlar ve cinsel gelişim üzerine konuşmak. Çocuğun cinsiyeti, sadece anlatılacak konularda (biyolojik yapıları itibariyle) farklılık gösterebilir.  

Aileler çocuklarına karşı daha demokratik tutum sergilemeli, onların da birer birey ve söz hakkı olduğunu unutmamalılar. Şüphesiz ki kendini ifade edemeyen çocuğun, karşılaşacağı istismarda da sessiz ve itaatkâr kalma ve hatta bunu açıklamama olasılığı yüksektir. 

 

Çocuk istismarını önlemek için yeterli çalışmaların yapıldığını düşünüyor musunuz? Herhangi bir çalışma öneriniz var mı? 

Hem önleme, hem de koruma konusunda bazı düzenlemelere gereksinim olduğunu düşünüyorum. Önleme konusunda gerek kamusal alanda gerek bizim derneğimiz gibi sivil toplum kuruluşlarınca yapılan çalışmalar, her geçen gün artmakta, bu ümit verici. Burada benim önerim, tüm yurttaşların bu konuda elinden ne geliyorsa yapmaya çalışması ve belediyelerin, okulların, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların iş birliği içinde olmasıdır. Halkımız istismar ve risk faktörleri konusunda bilinçlenirse, bu konuda önleme ve ihbar mekanizmalarını harekete geçirebilirler.  

Bizim UCİM derneği olarak 30 ilde yapılanmamız var ve avukat, psikolog, öğrenci, kısaca her alanda gönüllü üyelerimizle eğitimler organize etmekte, bu konuda halkımızı bilinçlendirme amaçlı işbirlikleri ve faaliyetler sürdürmekteyiz. Ayrıca takip ettiğimiz istismar davaları var ve duruşmalarda aileye destek olarak kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz. Belediyelerle işbirliği yapmak adına protokoller imzalıyoruz. Muratpaşa ilçesinde bir ofisimiz bulunmakta. Üye toplantılarımızı burada yapıyoruz. Şimdiye kadar birisi Akdeniz Üniversitesinde, diğeri Konyaaltı Belediyesi Kadın Sanat Lokalinde olmak üzere alanında uzman hocalarımızın konuşmacı olduğu iki adet panel düzenledik. Çocukların, ailelerin, öğretmenlerin, sağlık profesyonellerinin ve diğer tüm paydaşların dahil edildiği geniş çaplı bir sempozyum düzenlemeyi planlıyoruz. 

Çocuk istismarında önlemenin, tedavi etmekten daha kolay ve başarılı olduğunu hepimiz biliyoruz. İstismarın önlenmesi için gösterilen çabalar, tedavi edici hizmetlerle paralel gitmeli, birbirlerini engellememelidir. Mağdur çocuğun tekrar tekrar dinlenilmesi travmayı büyütmektedir. Bu konuda ortak belirlenen yol haritası tüm şehirlerimizde uygulanmalı, çocuklar daha fazla örselenmemelidir. Çocuğun yüksek yararı ilkesine göre, cinsel istismar vakaları için özel ihtisas mahkemelerinin kurulması gerektiğini başta Saadet Öğretmenimiz olmak üzere tüm derneğimiz adına dile getirmekteyiz.  

 

HAKKINDA 

UCİM 

Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği (UCİM) İzmir’in Menderes ilçesindeki bir ilkokul müdürünün 6 kız çocuğuna uyguladığı istismarı gün yüzüne çıkartan Öğretmen Saadet Özkan tarafından bu suçların engellenmesi ve çocukların korunması amacıyla kurulmuş bir dernektir. 

DENİZ ÖZEL ERKAN 

UCİM Antalya Eğitim Koordinatörlüğü’nü yapan Erkan, aynı zamanda doktorasını Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Bilişimi alanında yapmış ve 10 yılı aşkın süredir AÜ’de öğretim elemanı olarak çalışmaktadır. 2 yıldır üniversitenin İstatistik Danışma Birimi’nde sağlık alanında yapılan araştırmalara istatistik danışmanlık hizmeti veren Erkan, binin üzerinde akademik çalışmaya istatistik danışmanlık yapmıştır. 

Halil Büyükayhan 

Kaynak: Editör: Hazel BERKALP
Etiketler: Utanç, tablomuz, gün, geçtikçe, büyüyor, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı